My status on whatsapp today. Başkalarında en çok rahatsız olduğumuz şey, kendimizde de var olan ve kurtulmak istediğimiz şeydir. Başkalarını suçladığımız her şey kendi karakterimizdedir. İstisnasız kınadığımız her şey bir gün mutkaka kendi başımıza gelir. Başkalarına saygı duymayan kimse kendine gerçek anlamda saygı duyamaz. Bu yüzden öğrenmemiz gereken en önemli dersler sevmek, affetmek, hoşgörülü ve esnek olmak. -------------------------------------------------- English: The thing that bothers us most in others is what is in ourselves and we want to get rid of. Everything we blame others for is in our own character. Everything we condemn, without exception, will surely come to us one day. A person who does not respect others cannot truly respect himself. That's why the most important lessons we need to learn are to love, to forgive, to be tolerant and flexible.
18 comments
Nice thoughts
Thanks :)
True indeed!the greatest command to do is love, so we can share to others. Blessed day!
Love is healing both for oneself and for others... Blessed day.
Inspiring thoughts friend.
Thank you my friend
Welcome, nice weekend.
That would be the most crucial thing we humans could possibly do or achieve so that we can a live a happy and better life.
Exactly. Even a single person's great love can change the world, and it has.
Very well said, mate! We can do that if we apply what the Bible says here in Matthew 22-39 The second, like it, is this: ‘You must love your neighbor as yourself.’
You're welcome mate. We have started a new day, a new Monday, a new week. May your day be bright. I wish you a blessed week.
I wish you the same, my dear!
Selam! Sana katılmıyorum! Söylediklerinin alakası yok! Seninle ilgili bir şey beni rahatsız ediyorsa, onun bende olması imkansız. İçimde olsaydı, ikimiz ekerdik, benziyorduk , ve sen beni rahatsız etmezdin! mantıklı değil mi sence?
İnsan kendi içinde bir karşılığı olmayan hiç bir şeyi algılayamayaz, göremez, hissedemez. Aynı şekilde biz hangi frekans aralığındaysak o frekansa uygun şeyleri hayatımızda görürüz, yaşarız, hissederiz. 3. boyutta bir bilinç daha üst boyutlarda olan şeylerin farkına bile varamaz. İEgoist, bencil, kendinden başka kimseyi düşünmeyen kişinin aynı yerde olduğunu düşünün. Bu birbirlerine rahatsızlık verdiği gibi, hemen hemen orada bulunan herkese rahatsızlık verir. Çünkü az veya çok bu duygulara herkes sahiptir. Bu duyguların başkalarına zarar verdiğine inanlar da dahil. Çünlü bizler bazı his, duygu, düşünce ve karakter özelliklerini entellektüel anlamda yanlış olduğunu düşünsek bile hala o duyguların etkisindeyizdir. Entellektüel olarak sevginin önemine, nefretin yanlış olduğuna kanaat getirebiliriz. Ama bunları gerçek anlamda içselleştirmediğimiz sürece yanlış olduğuna inandığımız halde hala bu olumsuz duyguların etkisindeyizdir. Bilincimiz sevgi, şefkat, merhamet duygularının bizde hakim duygu olduğu seviye yükseldiği ve nefret, kin gibi duyguların etkisi azaldığında artık başkalarının düşük bilince ait davranışları bize daha az rahatsızlık vermeye başlar. Kalbimiz sevgi, şefkat ile doluyken bu duygulara ait deneyimler yaşar ve hayatımızda da bunlara odaklanırız. Bu siyah ve beyaz kadar ayrı, farklı değildir. Zeka, mantık, entellektüel bilginin ötesinde bilincimiz, varlığımız, bütün benliğimizle kabul ettiğimiz şeylere uygun deneyimler yaşar, bunlara uygun duygulara ve hislere sahip oluruz. Entellektüel olarak herkes hırsızlığın yanlış olduğunu bilebilir. Ama bunu ancak entelleklüel bilginin ötesinde tüm varlığıyla kabul etmeyen kişiler yine de hırsızlık yapmaya meyillidirler. Üzgünüm fazla vaktim yok. İşe hazırlanmalıyım. Umarım yeterince açıklayabilmişimdir.
Iyi ile kötü, saygı ile saygısızlık arasındaki farkı anlayabiliyorsan, her şey yolunda demektir. Bu çoğunluk normal, benim normalim. Ama bir insanın normali bencillik, duyarsızlık ve kötülük ise, bu beni rahatsız eder. Bu onun gibi olduğum anlamına gelmez. Mantıken, onun gibi olmadığım için onu anlayamıyorum ve bu yüzden beni rahatsız ediyor. Ama bu konuda hiçbir şey yapamayız. Herkesin kendi "normalliği" vardır!
Onun gibi olmakla, onun içindeki bir şeyin bizde de olması arasında büyük fark var. Bencillik, duyarsızlık, kötülük az bile olsa hepimizin içinde olan karakteristik özellikler. 3 kişi düşünün. Birisi mantıken kendini koruduğuna inandığı için yalan söylemenin mantıklı olduğunu düşünür ve kolaylıkla yalan söyler. Diğer bir kişi yalanın kötü bir şey olduğunu ve ilişkilere zarar verdiğini düşündüğü için genellikle yalan söylemese de, pembe yalanların gerekli olduğunu düşünür. 3. kişi ise pembe yalanların bile temelinde yalan olduğunu ve tam dürüstlüğün en iyisi olduğunu düşünür. Düşünmek kelimesini özellikle kullandım. Çünkü düşünce boyutunda olan (çok mantıklı olsa da) ama inanç seviyesine ulaşmayan düşünceler henüz yeteri kadar güçlü değildir. Ve bu kişiler inanç değil, mantık kurallarına göre davranışlarını şekillendirdikleri için, mantıklarına ters olan durumlarda rahatsızlık hissederler. Ancak bir düşünce, davranış inanç seviyesine ulaşıp karakterimizin ayrılmaz bir parçası haline geldiğinde başkalarının mantıksız davranışları bizi eskisi kadar etkilemez. Çünkü biliriz ki inandığımız bir şeye kimseyi zorla inandıramayız. Onların davranışları anlamsız gelebilir belki, ama bu bizim inancımızı zarar vermediği sürece bizi çok fazla etkilemez ve inancımıza tutunmaya devam ederiz. Bunu sadece cehalet olarak algılarız. Ama inancımız zarar görmeye başladığında, bizim inancımızla uyumsuz davranışları tehdit olduğunu düşünerek büyük rahatsızlık hissederiz. Çünkü içimizde bize rahatsızlık veren inancımıza ters mantıkta düşünceler oluşmaya başlar. Bu bizi derinden etkiler. Oysa iman boyutuna gelmiş inanç (en ufak kuşkunun olmadığı inanç) neredeyse hiç sarsılmaz. Dolayısıyla başkalarının davranışlarını yanlış olarak görsek bile, bunu tehdit olarak algılamaz, aşırı öfke, nefret, korku hissetmeyiz. Birinin bir başkasına kötü davranması karşısında, insan olduğumuz için haksızlığa uğrayan kişi için üzülebiliriz elbette. Adaletin yerine gelmesini isteyebiliriz. Ama biliriz ki dünyada iyilik de var kötülük de... Ve dünyada olan kötülükler için hayatımızı altüst eden kin, öfke, nefret gibi duyguların bize hakim olmasına izin vermeyiz. İyiliğin, sevginin, şefkatin, dürüstlüğün önemine olan inancımıza tutunmaya devam ederiz. Dünyada iyiliği arttırmanın en iyi yolu iyiliğe, sevgiyi kalbimizin merkezinde tutmaya devam etmek. Dünyada kötülük var diye üzülmek, korkmak, öfkelenmek bile sevgiyi değil, öfkeyi, korkuyu, üzüntüyü güçlendirir. Neyse birbirine zıt gibi görünen iki bakış açısının birbiri ile uyumunu ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Konuyu biraz dağıttım. Neyse... Dostluk kavramına inancım, bencillikten fazlaysa (Ki her insan az da olsa içinde bencillik taşır.), dışarıda karşılaştığım bencillik içimdeki dostluk kavramına tehdit oluşturmadığı sürece, inancıma sarılmaya ve insanlara dostça davranmaya devam ederim. Dediğiniz gibi insanların normali farklıdır. İnançlarının boyutu farklıdır. Bize normal gelmeyen şeylerden korkabiliriz. Çünkü bilmediğimiz şeyleri tehdit olarak görebiliriz. Ama bunlar yazımda bahsettiğimden farklı konular. Konumuz başkalarında bizi rahatsız eden karakteristik özellikler, davranışlar olduğu için kendi inançlarımız, korkularımız, ve bunların seviyeleri kadar, dışarıdaki olay durum veya davranışların bizim hangi duygularımızı güçlendirip, hangilerini azalttığı rahatsızlık seviyemizi belirliyor. Yani ben şimdilik bu kadarını algılayabiliyorum. Elbette ki kendi kişisel düşünce ve inançlarım bahsettiğim gibi Aydınlanma seviyesinde değil. Bencillikten hala rahatsız oluyorum. Haksızlık ve adaletsizlik karşısında tabi ki rahatsız oluyorum. Bazı durumlar, olaylar karşısında sinirlenip, üzülüyor veya korkuyorum. Şiddet, zorbalık, cinayet gibi herhangi bir olay karşısında tabi ki rahatsızlık duyuyorum. Ama çevremdeki kötü, olumsuz olayların beni aşırı etkilememesi ve iyiliğe, dostluğa, sevgiye olan inancımı sarsmaması için elimden geleni yapıyorum. Dürüstlük konusunda imana yakın inancım olsa da, bencilliğin yanlış olduğu konusunda inancım bu kadar yüksek değil. Bu yüzden bencillik beni de rahatsız ediyor. Çünkü hala başka birinin bencilliği karşısında kendimi, bencilleşmemek konusunda yeterli görmüyorum. Ama bir yanım da şöyle düşünüyor: "Bencil bir insan karşısında hakkını savunmak bencil olduğun anlamına gelmez." Doğru elbette... Ama bir yandan da biliyorum ki, bencilik karşısında egom kendini savunmaya geçiyor. Ego aslında kötü bir şey değil. Kendimizi korumak için var olan alt benliğimizi tamamen yok etmek doğru olmaz bana göre. Egomumuzu yok etmek yerine, yüksek benliğimize bağlanmak ve egomuzu da buna uygun hale getirmek sanırım çok daha iyi olacaktır.
Korkuyu azaltmanın yolu, bilinmeyen hakkında bilgi sahibi olmaktan ve kendimizi tanımaktan geçiyor. Bu bağlamda bana karşı ego ile yaklaşıp, bencilce davranan birisi karşısında ilk olarak egom kendini savunmaya geçiyor ve bu bende rahatsızlık yaratıyor. Bu kadar geniş, hatta devasa bir konuyu yeteri kadar açıklayabileceğimi sanmıyorum. Ne söylesem eksik kalır. Umarım konu hakkında algım daha da genişler ve daha fazlasını öğrenebilirim. :) Bu arada bir süredir gündelik düşünceler dışında düşünmeye fırsatım olmadı. Derin düşünmek biraz paslanmış da olsam bana da faydalı oldu. Konuya henüz gökyüzünü seyredip, tasvir edebilecek kadar hakimim. Belki bir gün uçaktaki bir insanın bakış açısından da gökyüzünü görebilirim. :) Öğrenmeyi seviyorum, özellikle de derin düşünceler yoluyla içten filizlenen bilgiye aşığım. Niyetim çatışmayı ortadan kaldırmak. Kendi içimden başlayarak... Egonu görebiliyorum, çünkü ben de de var ama gel sevgiden, dostluktan konuşalım, birlikte dostça yaşayalım diyerek, egolarımızı bir kenara koyup, varlığımızın eşsiz güzelliği ortaya çıkarabilmek. Çünkü sevginin, dostluğun, kardeşliğin, birliğin güzelliğine ve gücüne inanıyorum. Çatışmalar önce kendi içimizde son bulur bence. Yüksek benliğimiz kadar, egomuzun da farkında olarak ve ikisini de kabul ederek. Bu sayede bilincimiz tahmin bile edemeyeceğimiz şekilde yükselir. Bencilliğin içimizdeki egodan kaynaklandığını, başkalarının egosunun, egomuzla ve içimizde bizi biz yapan herşeyle barışarak bize zarar vermemesini sağlayabiliriz ve hatta bencilliğin üzerine yükselebiliriz diye düşünüyorum. Kendisi ile barışık, kendisini olduğu gibi sevip, kabul edebilen bir insanın başkalarını daha kolay kabul edebileceğine, sevebileceğine ve çok daha fazla sevileceğine inanıyorum. Benim içimde ne varsa, başkalarının içinde de var. Başkalarının içinde olan herşey bizde de var. Sonsuz potalsiyele sahip muhteşem varlıklarız biz. Öğreniyoruz, gelişiyoruz, kendimizi ve dolayısıyla dış dünyayı tanıyoruz. Kendimizle ne kadar barışıksak, başkaları ile de o kadar iyi dostluk kurabildiğimizi keşfederek öğreniyoruz. Hayatımız heyecan verici bir keşif olabilecekken, çatışmaların ortasında oradan oraya sürüklenmek zorunda değiliz. Bazen bu da gerekebilir. Ama bu da öğrenme sürecinin bir parçasıdır muhtemelen, ama öyle olmak zorunda değil... "Çok bencilsin, senden nefret ediyorum." dememiz de mümkünken, "Dostum, çok gıcıksın ama seni seviyorum." diyebilecek kadar dürüst ama sevgi dolu olabilmek de mümkün. Herşey mümkün aslında sınırları bizler koyuyoruz. Zihinsel, duygusal, algısal, mantıksal kurallarımızın ötesine geçebilmemiz mümkün. Onlarca yıl çabalayıp beceremediğimiz bir şeyde ustalaşmamız mümkün. Dış dünyanın değişmesini beklemek yerine, kendimizi değiştirmenin etkili olduğunu yaşayıp öğrenmemiz gerekebiliyor. Mesela yeni bir mahalleye taşındınız. Çiçekleri çok seviyorsunuz ama mahallede nerdeyse hiç çiçek yok. Sürekli bundan yakınmak, başkalarına çiçeklerin çok güzel olduğunu anlatıp durmak yerine, bahçemize çiçekler dikitiğimizde, bahçemizi görenler de bizi örnek alıp bahçesine çiçek dikebilirler. Dünyadaki, bencillik, kötülük, saygısızlık bizi rahatsız ediyorsa bizi rahatsız eden kişilerden uzaklaşıp, hayatımıza empati yapabilen, sevgi dolu; dostça, kardeşçe davranan kişileri alabiliriz. Böylece hayatımızda çiçek kadar güzel insanlar olur. Ne bileyim işte, her zaman bir çözüm yolu vardır. Nasıl bir çözüm üreteğimize karar verecek olan yine biziz. Kısacası hayatımızda seçimlere, inisiyatiflere sahibiz. Bizi ne mutlu, huzurlu hissettirecekse onu yapmayı seçebiliriz. Bencil bir insanda güzellik de görebilebiriz veya bizi çok rahatsız ediyorsa onu hayatımızdan çıkarabiliriz. Sürekli beni eleştirip, aşağılayan, küçük düşürmeye çalışan bir insanı hayatımda tutmak zorunda değilim. Onu hayatımda tutup, kendimi suçlu, hatalı hissetmek zorunda değilim. Onun yaptığı gibi ben de onu suçlamak, aşağılamak zorunda değilim. Hiç bir şeye tahammül etmek zorunda değilim. Kendimi seviyor, değer veriyor isem, buna uygun seçimler yapmam benim için daha doğru olacaktır.
Bize rahatsızlık veren şeyi bilirsek, bunun aslında içimizde bizi tetikleyen bir şeyden kaynaklandığını da anlarız. Aslında aşağılanmış hissetmek içimizdeki değersizlik hissinden kaynaklanıyor olabilir. Yani değersizlik hissimizin farkına vardığımızda asıl değişimin bu değersizlik hissini şifalandırmak olduğunu anladığımızda şifalanmanın ilk adımını atmış oluruz. Diğer adım ise kendimizi değerli hissettirecek duygu ve davranışları geliştirmek olacaktır. Kendimizi gerçekten değerli hissettiğimiz noktaya geldiğimizde zaten aşağılanmış hissetmeyiz. Bu zaten hayatımızda köklü bir değişikliğe de sebep olur. Belki bize değersiz hissettiren kişiler başkalarını aşağılayarak kendi değersizlik duygularından kurtulmaya çalışıyorlardır ve bu artık bizde etkili olmadığı için kendiliğinden hayatımızdan çıkabilirler. Bizde olan şeyle kastettiğim bunlar. Yoksa genel anlamda kötülük, bencillik, duyarsızlık, saygısızlık gibi kavramların temelinde olan, yani bunları ortaya çıkartan içsel duygusal durumları kastediyorum. Her insan farklı olduğu için asıl rahatsızlık veren duygunun ne olduğunu kesin olarak söylemek zor. Ama değersizlik, güvensizlik, korku gibi duygular olabilir. Kimse kimseyi zorla değiştiremez. Kişi ancak kendisini değiştirmeye karar verirse değişebilir ve şifalanabilir. Başkalarının bencilliğini şifalandıramayız. Ama kendi içimizde bencilliği ve bunun kaynağındaki asıl duyguyu bulup şifalandırdığımızda bencil insanlar görüş alanımızdan çıkmaya ve bizi eskisi kadar rahatsız etmemeye başlar. Asıl önemli konu bencilliği oluşturan korku, güvensizlik, değersizlik gibi duygular. Karşındaki insanda bu duygular olabilir, ancak bizde bu duygular yoksa yada bizi çok fazla etkisi altına almamışsa, biliriz ki aslında karşımızda korkmuş, güvende hissetmeyen veya kendini değersiz hisseden birisi var. Bencillik bu duyguların bir dışavurumu veya savunma mekanizması olabilir. Farazi olarak konuşuyorum. Kimin içinde ne olduğunu tam olarak bilmek mümkün olmayabilir ama bize aşırı rahatsızlık veren bir şey varsa, bunların kaynağında olan duygular hem bizde hem de karşımızdaki kişide vardır. Bencil, duyarsız insanlar bizi derinden sarsıyorsa, bencillik veya duyarsızlık bizde de vardır ama bu duygularla mücadele ediyoruzdur. Oysa bencilliğin altında olan asıl duygu, korku, güvensizlik, değersizlik duyguları olabilir veya bunlardan birisi. İçindeki değersizlik duygusu ile bencillik yaparak mücadele etmeye çalışan birisinin davranışı bizi aşırı rahatsız ediyordur çünkü içimizdeki değersizlik duygusunu güçlendiriyordur. Bu durumda sinirleniriz çünkü egomuz bu durumda bencilce davranmamız gerektiği konusunda savunmaya geçer. Onun egosu ile çatışma bu şekilde ortaya çıkar. İlk paylaşımım çok basit ifade olsa da, anlatmak istediğim duruma göre ortaya çıksa bile başkalarında bizi rahatsız eden davranışların aslında bizde duygusal bir karşılığı olduğu, onlar gibi olmak değil... Ben bencil bir insan olmayabilirim, ama bencil bir insan karşısında bencil olabilirim. Bencil olmanın uygun bir davranış olmadığına inansam bile, gerektiğinde kendi değerimi korumam ve buna göre davranmam gerektiğine inanıyorum. Ben hayatını bencilliğin merkezine alan bir insanla aynı değilim. Ama gerektiğinde bencilim tabi ki... Çünkü egoya sahibim. Herkesin sahip olduğu gibi... Hala üzerinde çalıştığım bir konu bu... :)) Kötülük bambaşka bir konu ama hayatında hiç kötülük yapmayan insan yoktur sanırım. Ama dereceleri var tabi... Kötü bir insan olmayabilirim ama geçmişte isteyerek veya istemeyerek de olsa kötülük yapmış olabilceğim gibi, gelecekte de bunu yapabilirim. Neyse misafirlerim geldi. Zaten çok uzun yazdım. Konu, farklı konularla bağlantılı çok geniş bir konu... Herkes istediğine inanmakta, inandığını yaşamakta özgür.